Bazen çok şey söylemek gelir içinden ama; ''neyse siktir et'' adı altında, o söylemek istediğin onca cümleyi toplar, içine; bağrına, ciğerine, kalbine, fikrine sakarsın onca cümleyi. Çünkü çokca susmak bazen daha iyi gelir insana...
Bazen de neyi söyleyeceğini bilemediğiin için susarsun. Sırf birisi senin yerine daha güzel söylemiştir diye; şarkısı olan, türküsü olan kızlar seversin. Adı Mihriban olsun dersin. Çünkü Adı Mihriban olduğunda ''ayrılıktan zor belleme ölümü'' diyebilirsin o giderken.
Ya da Elif olsun ki; '' deli gönül hayran olmuş, can sana kurban'' dersin ona açılmaya gittiğinde.
İyi yazılmış sözlerin iyi tarafı da kime hangi maksatla yazılmış olursa olsun, sen hissettiğin şekilde onu kullanırsın. Ne yani şimdi Murathan Mungan'ın erkekler için yazdığı şiirleri kızlara okuduk da ne oldu sanki? Hem bundan eminim ki Murathan Mungan da memnundur.
Nazlıcan olsun mesela; Çünkü adı Nazlıcan olursa Ahmet Kaya'dan dinlerken onu hatırlarım hep. Onunla bir şarkımız olmuş olur dersin. '' Nazlıcan serin yayla çiçeği/ Nazlıcan deli dolu heyecan / göğsümde bir sevda kelebeği''
Birde bir türküyü dinlerken ondan ne hissettiğiniz de önemli. İyi bir ilişkinin tabi ki iyi kuralı iyi bir eştir. Ama aşk'ın en güzel yanı da insanın gözüne indirdiği perdedir. Çünkü o perde indiğinde onun bütün kusurları sana mağrifet gelir. Nasıl ki Mecnun Leyla'yı beğenmeyen padişaha; '' sen onu bir de benim gözümle gör'' demiştir ya, hah sende artık bir Mecnun'sun demektir. ve başlarsın söylemeye ''Ah Leyla etme bu nazı/ gel barışalım baban kıysın nikahı''
Bazı insanlar öyle yalnızdır ki; işte türkülerin en iyi yanı da bu. Nazım'ın da dediği gibi, İnsansız yaşayabildim / Türküsüz hiçbir zaman
E. Ateş
Mart yazısı
2 Mart 2012 Cuma
26 Şubat 2012 Pazar
"Il Postino 1994"
Ünlü Şair Pablo Neruda ile bir Postacı arasında geçen konuşma... Bazen bu kadar kalitelli sözler sarfetmeniz için Postacı olmanız yeterlidir. Şair olmaya ne gerek...
Neruda: Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın.
Postacı: Senin yazdığın şiirle kızı baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil.
Neruda: Benim yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?
Postacı: Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir.
Neruda: Bu demokratik fikrini takdir ettim doğrusu.
Neruda: Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın.
Postacı: Senin yazdığın şiirle kızı baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil.
Neruda: Benim yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?
Postacı: Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir.
Neruda: Bu demokratik fikrini takdir ettim doğrusu.
14 Şubat 2012 Salı
Leyla ile Mecnun setine konuk olduk
kireçburnu sahil tolga ile
Bu diziye ilk ısındığım zamanı hatırlıyorum da, bende herkes gibi ilk gördüğümde '' nasıl bir dizi la bu'' demiştim ve o an reklam arasında göz gezdirme amacıyla bakmıştım. Ama Mecnun'un Leyla'yı istemeye giderken lise armalı ceketini giydiğini görünce biraz kanım kaynamadı değil yani. Sonra Kaan'ın Mecnun'a '' abi çocuklar 0-7 ucu olupta vermiyenin dediler, onla uğraşıyordum ondan geç kaldım'' demesiyle benim ilkokul sıralarıma gitmem bir oldu. Hala öyle midir bilmem ama bizim zamanımızda da sınıfta en çok bu şey yapılırdı. '' silgisi olupta vermeyenin....''
Sonra Mecnun ile İsmail'in yanyana gelip konuşabilecekleri halde uzaktan bağırarak konuşmaları... Hanginiz mahallenizde böyle şeyler yapmadını a bitirim delikanlılar. Yapmadıysanız eğer bir gençliği boşa geçirmişiniz demektir.
Sonra Mecnun ile İsmail'in yanyana gelip konuşabilecekleri halde uzaktan bağırarak konuşmaları... Hanginiz mahallenizde böyle şeyler yapmadını a bitirim delikanlılar. Yapmadıysanız eğer bir gençliği boşa geçirmişiniz demektir.
O diziyi izlememe en büyük etken aslında Ahmet Mümtaz Taylan'dır. O adamın olduğu herşeyi izlerim aga. Çünkü zamanında oynadığı Ezo Gelin dizisindeki bir sahnesi asla gözümün önünden gitmez.'' Elinde silah, pencerenin önünde duru, pencerede ölmüş karısının hayali. Mümtaz'ın gözleri yaşlı, ardında oğlu ( ruhi sarı ) baba yapma der ağlayarak, oysa ki o halinin sebebi de oğludur, yamuk yapmıştır babasına.. fonda Mazlum Çimen'in başımın belası şarkısı çalar... '' Ne sahneydi be! Yakından da gördüm, Adamın Dibi ya
Sonra birgün İsmail Abi '' dağcılık bizim atasporumuz. benim halamı küçükken dağa kaldırmışlar'' dediğinde, dedim ki olmuş bu dizi. Daha ne olsun yahu?
Velhasıl Cengiz Bozkurt (erdal bakkal) u tivitırdan taciz ede ede setin pazar günkü saatini öğrendim ve 4 arkadaş daha yanıma alıp seti bastık. Öyle güzel bir ortam var ki. Hele Cengiz Ağbi ne kadar da enerjik bir adam yahu. Birde üşenmedi yarım saat muhabbet etti bizimle. Yemeğe dahi davet etti. Gönlü tok adam. Tanıdığıma birkez daha sevindim. Aslında Parmaklılar Ardındaki gardiyan gibi bir karakterle karşılaşıcam diye korkmadım değil, ama korkularım neyse ki boşa çıktı.
Bakkal çekimleri bittikten sonra diğer çekim yerine kadar takip ettik onları. Dışarıda kameraların kurulmasını beklerken setten bir arkadaş gelip ''siz de oynamak ister misiniz?'' demesin mi? abbbooooooo üstüne para veririm diyecektim neredeyse. Ama sakinliğimizi ve coolluğumuzu bozmadık tabi. Olur tabi bakarız dedik ve çekime dahil olduk. Beni tanıyanlar önceden de film setlerine figüranlığa ve meşhur olma umuduyla gittiğimi bilir. Sonra sıkıldığım için bıraktığımı da bilir. Ama bu defa öyle olmadı. Adeta 4 arkadaş keyften dört köşe olduk. Çünkü dizinin seti de kendi kadar sıcak bir set. Hem çay da içtik bedavadan (:
Şimdi diziyi izlemek eskisinden daha da keyf verici oldu. Bizi orada ağırlayan ve kırmayan dizi ekibine tekrar teşekkürler.
Sonra birgün İsmail Abi '' dağcılık bizim atasporumuz. benim halamı küçükken dağa kaldırmışlar'' dediğinde, dedim ki olmuş bu dizi. Daha ne olsun yahu?
Velhasıl Cengiz Bozkurt (erdal bakkal) u tivitırdan taciz ede ede setin pazar günkü saatini öğrendim ve 4 arkadaş daha yanıma alıp seti bastık. Öyle güzel bir ortam var ki. Hele Cengiz Ağbi ne kadar da enerjik bir adam yahu. Birde üşenmedi yarım saat muhabbet etti bizimle. Yemeğe dahi davet etti. Gönlü tok adam. Tanıdığıma birkez daha sevindim. Aslında Parmaklılar Ardındaki gardiyan gibi bir karakterle karşılaşıcam diye korkmadım değil, ama korkularım neyse ki boşa çıktı.
Bakkal çekimleri bittikten sonra diğer çekim yerine kadar takip ettik onları. Dışarıda kameraların kurulmasını beklerken setten bir arkadaş gelip ''siz de oynamak ister misiniz?'' demesin mi? abbbooooooo üstüne para veririm diyecektim neredeyse. Ama sakinliğimizi ve coolluğumuzu bozmadık tabi. Olur tabi bakarız dedik ve çekime dahil olduk. Beni tanıyanlar önceden de film setlerine figüranlığa ve meşhur olma umuduyla gittiğimi bilir. Sonra sıkıldığım için bıraktığımı da bilir. Ama bu defa öyle olmadı. Adeta 4 arkadaş keyften dört köşe olduk. Çünkü dizinin seti de kendi kadar sıcak bir set. Hem çay da içtik bedavadan (:
Şimdi diziyi izlemek eskisinden daha da keyf verici oldu. Bizi orada ağırlayan ve kırmayan dizi ekibine tekrar teşekkürler.
Hah unutmadan; Allah sahibine bağışlasın ama Sedef ( zeynep çamcı) ne güzel kız be!
8 Şubat 2012 Çarşamba
Yusuf Hayaloğlu ve Kıvırcık Ali
Yusuf Hayaloğlu öldüğünde arkadaşım Tolga'yı aramış ve haber vermiştim. O gün onunla beraber sabaha kadar Yusuf Hayaloğlu dinlemiştik. Pek severdik kendisini. Ağlayacak gibi olmuş ama ağlayamamıştım. Çünkü metabolizmam bozuk ağlayamıyorum. Babam dahi öldüğünde ağlayamadım, o derece yani. Psikolojik sanırım... Fazıl'dan sonra da kaybını hatırladığım diğer şairdi Hayaloğlu...
Sonra bir gün askerde ablam aradı. Ağlamaklı ses tonuyla ''o öldü'' dedi. Bahsettiği kişi ise Kıvırcık Ali'ydi
İki değerli insan, iki ölüm...
Geriye ise sadece bu güzel görüntüler, güzel eserler kalır. Ama öldüğünde dahi bir ağaç gibi ölüceksin. Bir parçan kalıaak hep bir yerlerde. Geride bir şey bırakmalı insan. Yıllar sonra bile hatırlanmalı yani...
Hep diyorum, bütün iyi adamlar erken ölür...
4 Şubat 2012 Cumartesi
31 Ocak 2012 Salı
Ben seni severim sevmesine de
Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık...
Küsmesi,barışması,ayılması ,bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..
Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
Ali Lidar
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık...
Küsmesi,barışması,ayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..
Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
27 Ocak 2012 Cuma
ÇOCUK ve KAR
eh be Tülay! ilham ettin şarkıyı bana. Varsın iyi ki
Çocukken diye başlayacağım cümlelerime uzun bir aradan sonra. Çünkü ne vakittir çocukluğu hatırlayacak birşey olmadı hayatımda. Oysa ki yerde karınca görsem '' aa babam küçükken karıncalara Allah'ın askerleri derdi'' diye bir tebessüm ederdim hemen. Ama hayat nasıl bir yorgunluksa, büyütüyor işte o çocuğu. İnsanın içinde biryerlere gizliyor daha da incinmesin diye. Ama hayat haklı, hangimizin çocukluğundan başka neyi kaldı ki ?
Ama kar öylesine beyaz ki, öylesine saf ki; örtüyor ya hani tüm pisliklerin üstünü beyaz beyaz, tıpkı çocukluğumuz gibi...
Şimdi şu anda camdan dışarıya baktığımda düşen o beyaz noktaları gördükçe ''gece konan ahalimizi'' hatırladım yine. Kapiının önüne arabamın üzerindeki karları temizlemek için çıktığımda çocuklar fırça attı bana. '' abi niye temizliyon karları ? biz onları toplayacaz kardan adam yapacaz '' diye söylendiler bana. İşte çocukluk böylesine saf ve temiz. ne güzel...
Çocukken oturduğumuz gecekondunun bahçesi vardı. Ki o eve gece konmamızın tek güzel yanıda buydu benim için. Evde biz, bahçedeyse mahallenin eşref sakini köpekleri vardı. Çocukluk demek o bulunduğun semte kar yağdığında okulların tatil olacağına sevinmek demekti. Çünkü okul tatil olursa dışarı çıkılıp arkadaşlarla oyunlar oynayabilirdik. Ama illa ki annelerimiz hemen dışarı çıkmamıza izin vermeyecek ve bizim yalandan ağlamamız gerekecek. En sonunda anneyi fazlasıyla sıkı giyinmemize ve dışarıda çok koşmayacağımıza ikna ederek dışarı çıkardık. Tabi buna da en büyük katkıyı '' makbule teyze nolur gelsin çok koşmucaz '' diyen mahalle arkadaşları sağlardı...
Sonra saatin ne kadar geçtiğini gökyüzüne bakarak anlar, '' olum babam çok kızar gideyim'' değilde, olum ''babam anneme çok kızar'' diyerek arkadaşların yanından eve doğru gidilirdi. Ama kar öylesine soğuk ve öylesine güzel ki oynadıkça oynayası gelirdi insanın. Yani bir çatıdan korkmadan birikmiş bir karın üstüne atlıyorsun daha ne olsun ?
Sonra eve gittiğimde kar ile doyumumu tam alamadığım için küreği alır bahçeye çıkar '' en azından bir iş yapmış olurum annem içeri çağırmaz'' diyerek, evin kapısı ile bahçe kapısına kadar olan mesafeyi kürerdim. Ben küredikçe kar yağar doldururdu ama ben yine de kürerdim. Yanaklarım kıpkırmızı ve burnum üşümesin diye yüzümüzün yarısına bağlanan atkı ne zamanki sümükten sırılsıklam olursa, o zaman evde yanan sobanın başına gidilirdi. Son darbeyide elldivenin üstüne birikmiş karları sobanın üstüne düşürerek, o doyumsuz cozzsss sesini duyarak yapardım.
Akşam olur ve ben birden sokak sakinlerinin bizim bahçeye gelmiş olabileceğini düşünür, adını yekebaş koyduğum köpeği gizlice eve sokar divanın altına saklardım.
Şimdi bunca çocukluğun arasından dün benzin istasyonundan yakıt alırken pompacı arkadaşı soğukta arabanın başında bekletiyorum diye gönlüm razı olmayınca bende bekledim yanında. Bir de düşünün bu soğukta dışarıda yatan insanlar var. Devlet onları çok soğuk olduğunda topluyormuş sokaktan. Güneş açınca da ''artık üşümezsin o kadar '' diye geri yolluyor. Yani insan geri kalan yaşamını sokakta geçirecek kadar ne yaşamış olabilir ki düşünüyorum bazen, sonra vazgeçiyorum. Hayat çok adaletsizsin be! Yine de bari bu gece üşümesin bu insanlarImız diyorsanız şu numarayı arayın; 0212 455 13 00
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




